Hayırlı Günler
 
Özel Gazi Hastanesi Özel Gazi Hastanesi SAĞLIK REHBERİ
Gazi Hastanesi
 





























 

Adet Düzensizliği

Adet görmeyle ilgili düzensizliklerin ihmal edilmemesi gerekiyor. Aksi halde erken tanıyla tedavi edilebilecek birçok hastalık ilerleyebiliyor, kanser gibi erken tanısı çok önemli olan hastalıklar da atlanabiliyor.

Üreme çağındaki kadınlarda görülen adet düzensizlikleri, başta hormonal bozukluklar olmak üzere miyom, polip, kist gibi iyi huylu oluşumların habercisi olabildiği gibi enfeksiyon ve kanserin de belirtisi olabiliyor.
Genellikle 28-30 günde bir adet görüldüğünü belirtiliyor.  Bazı kadınlarda bu düzen 1 hafta önce veya 1 hafta geç olarak görülür ki bu da normal sayılmaktadır.

Adet düzensizliği nedir?

Adet düzenini izlemek için son adetin ilk günü ile gelecek adetin ilk günü arasındaki zaman dilimine dikkat edilmesi gerekiyor. Üreme çağında bir kadının yumurtalıkları her ay bir yumurta üretir. Eğer kadın o ay gebe kalmazsa (ki bu yaklaşık geçen adetin birinci gününden itibaren 14.-16. günler civarıdır) gebeliğe hazırlanmış rahim içi zarı adet kanaması olarak dışarı dökülür. Bu dökülme kanaması 4-5 gün sürer ve adet kanaması olarak adlandırılır. Eğer bir kadın 22 günden erken ya da 40 günden geç adet görüyorsa düzensizlikten söz edilebilir.

Kanamaların miktarı çok önemli

Adet düzensizliğinin nedeninin belirlenmesinde kanamanın miktarı da büyük önem taşıyor. Adetlerin hiçbir düzeni yoksa, sürekli kanıyor veya uzun süre hiç kanamıyorsa bu durumu düzensizlik olarak değerlendirmek gerekmektedir.   Miktar olarak çok az veya aşırıysa bu da bir düzensizliktir. Kanamanın çok olması 7 günden uzun süren ve gün içinde aşırı pet değişimine sebep olan, parçalar içeren adetleri kapsar. Bu tip kanamalar genellikle hastalarda kansızlığa da sebep olur. Az adet kanaması 1 gün süren ve pet değiştirmeye bile gerek bırakmayan kanamalardır. Hormonal nedenlerle olabileceği gibi enfeksiyona bağlı da olabilir. Kürtaj veya bazen sezaryen ameliyatı sonrası da ortaya çıkabilir.

Ergenlik döneminde adet düzensizliği

Adet düzensizlikleri ergenlik çağında ayrı bir önem taşıyor. Ergenlik çağındaki düzensizliklerde "geçer" diyerek beklenmemesi gerektiğine dikkat çekilmektedir.  Muhakkak ultrasonik muayene yapılmalı ve gerekli ise hormonal durum incelenmedir. Bu yaşlarda görülen adet gecikmelerine, aşırı kilo alımı, aşırı tüylenme ve sivilcelenme eşlik edebilir. Özellikle kilo ve tüylenme yakınmasının yerleşmemesi ve ağırlaşmaması için tedaviye başlanmasında yarar vardır. Ayrıca aşırı adet sancısı ile beraber olan düzensizlikler bu yaşlarda oluşabilecek kistlerle sonuçlanabilir. Tedaviyle kist olusumlarının önüne geçip ameliyat riskinden korunmak mümkün olabilir.

Menopoz öncesi ve sonrası dönemde adet düzensizliği

Menopoz sonrası dönemde ortaya çıkan kanamalarda da dikkatli olunması gerekiyor. Menopozdaki her türlü kanama düzensizliği çok önemsenmeli, kaynağı çok ayrıntılı araştırılmalıdır.  Bu kanamanın nedeni çoğu zaman kanser olmayacaktır.  Ama kesinlikle selim bir nedenin olduğu kanıtlanmalıdır.  Bu yaş grubu hastalarda özellikle menopozun olağan düzensizlikleri olarak düşünülüp doktora başvurulmadan beklendiği ancak bazı durumlarda maalesef geç kalındığı görülmektedir. Bu dönemde en sık kanama nedenleri yumurtlamaların bozulmasına ve aksamasına bağlı hormonal kaynaklı olanlardır. Geri kalan grupta da miyomlar, polipler, enfeksiyonlar yer alır. Ancak adetten kesilme tam gerçekleştikten sonraki dönemde olacak kanamalarda basit girişimler ve tetkiklerle kanamanın kaynağının iyi huylu nedenler olduğunun kanıtlanması gereklidir. Bu nedenlerden dolayı olağan olan düzensizliğin doktor tarafindan doğrulanması gereklidir.

Aile İçi İletişim

 

Endüstri toplumlarının yoğun temposu en küçük sistem olan aileyi de değiştiriyor. Gergin günlük yaşam temposu içinde aile içinde yaşanan iletişim problemleri, tartışmalar, kavgalar birçok insanın yaşamını olumsuz etkiliyor. Çok çalışmak, çok kazanmak gibi kavramların yanında artık insanlar “İlişkilerimi nasıl daha sağlıklı kurarım?” sorusunun da yanıtını arıyor.

Ailenin normal işleyebilmesinde sınırlar önemli rol oynuyor. Sınırların gereğinden fazla katı veya erimiş olduğu durumlarda ailede sorunlar yaşanıyor. Ailede yaşanan sorunların çözülmesi için ailenin geçirdiği evreler de büyük önem taşıyor., ailenin kuruluşu, evlilik, çocuğun doğumu, okul öncesi dönem, okul çağı ergenlik dönemi sorunların çözümlenmesinde son derece etkili. Eşler bu dönemlerde duygusal çalkantılar yaşıyor. Babanın bu dönemlerde eşine destek olması çocuğun büyütülmesine katkısı olması gerekiyor.

Akraba Evliliği

Türkiye’de evliliklerin yüzde 20´sini oluşturan akraba evliliklerinde özürlü çocuk doğma riski iki katına çıkıyor. Bu yüzden akraba evliliği yapmayı planlayan çiftlere evlenmeden önce mutlaka genetik danışmanlık almaları öneriliyor.

Toplumda yüzde 2 - 4 olan özürlü çocuk oranının, akraba evliliği yapanlarda yüzde 4 - 8’ lere çıktığını belirtiyor. Akraba evliliği yapacak çiftlerin, evlilik öncesi veya gebelik öncesinde genetik danışma almalarının büyük önem taşıdığına dikkat çekiliyor.  Danışmanlık için başvuran kişilere öncelikli olarak ayrıntılı olarak bir soy ağacı çıkarılıyor. Soy ağacında ailede herhangi bir  anomali, zeka kusuru, düşükler ve ölü doğumlar tespit edilmişse  risk daha da artıyor.

Akraba evliliklerinde insanın kalıtsal maddesinde  taşıdığı bir çift genden her ikisinin de bozuk olması durumunda ortaya çıkan baskın olmayan hastalıkların oluşma riski artıyor.

Bu baskın olmayan genlerden sadece birinde hata varsa hastalık belirtileri ortaya çıkmadığını, o kişilerin kendileri sağlıklı olmalarına rağmen hastalığın taşıyıcısı olduklarına işaret ediliyor.

Bunu nesilden nesile aktarabilirler. Çocukta bu baskın olmayan hastalığın ortaya çıkabilmesi için  hem annenin hem de babanın aynı bozuk geni taşımaları gerekir. Dolayısıyla akraba evliliklerinde anne ve baba adayı aynı atadan geldiği için aynı bozuk geni taşıma olasılıkları topluma göre daha yüksek, çocuklarda da bu baskın olmayan hastalığın ortaya çıkma olasılığı daha fazladır. Eğer ailede böyle baskın olmayan hastalık taşıyan bir çocuk doğmuşsa sonraki her gebelik için çocuğun hasta olma riski yüzde 25’tir.

Akraba evliliği sonucu ortaya  çıkabilecek hastalıkların hepsinin çocuk doğmadan önce anne karnındayken taranması teknik olarak dünyanın hiçbir yerinde mümkün  değil. Ancak ailede tanısı bilinen bir hastalık varsa veya çiftin hasta çocukları varsa anne karnındaki bebek bu hastalık açısından incelenebiliyor.

Akraba evliliği yapmış olan çiftlere Türkiye de sık görülen Akdeniz anemisi için taşıyıcılık testi yaptırmalarını, gebelik varsa ultrasonografik inceleme ile takibi öneriliyor.  Çocuk doğduktan sonra ise gelişimsel olarak takibini, çocuk sayısını sınırlı tutmalarını ve ikinci çocuk için en az 3-4 yıl  beklemeleri tavsiye ediliyor.

Alzheimer Hastalığı
 

Günümüzde demansın ilerleyen yaşla oluşan kaçınılmaz bir son olmadığı ve kısmen de olsa tedavi edilebilir bir durum olduğunun anlaşılması Alzheimer Hastalığı’na (AH) olan bakış açısını değiştirdi. Ancak önce AH’ın doğru tanısının yapılması ve normal yaşlanmanın özelliği olan bellek değişikliklerinin AH’dan ayrılması gerektiği vurgulanıyor. 

AH, bellek ve bilişsel işlevlerde günlük yaşam aktivitelerini kısıtlayacak derecede kronik ve ilerleyici kayıpla karakterizedir. AH yaşamın orta ve ileri evrelerinde ortaya çıkar ve 50 yaş altında görülmesi pek nadirdir. AH’nın görülme sıklığı yaşla birlikte artar, 65 yaşında gözülme sıklığı yüzde 5’lerdeyken, 60 yaş üstünde yüzde 30’a çıkar. AH’nın oluşum mekanizması tam bilinmemekle beraber, kalıtsal faktörler, düşük sosyokültürel düzey, kafa travması gibi nedenler üzerinde durulmakta, östrojen hormonu ve nonsteroid grubu ilaçlar kullanmanın AH’ı önlediğine dair kanıtlar bulunmaktadır.

Alzheimer hastalığının belirtileri neler?

Lisan bozukluğu ilk bulgudur, uzak bellek geç evrelere dek korunun. Yakın bellekteki bozulma yeni bilgilerin kaydedilmesindeki güçlükle kendini gösterir. Problem çözme yeteneği kaybolur,  AH’nın 10 temel klinik özelliği şunlardır.

1. Günlük aktiviteleri bozacak bellek kaybı

2. Eşyaları kaybetme

3. Alışageldik işleri yapmada güçlük

4. Lisan sorunları

5. Zaman ve mekanı karıştırma

6. Yargılama yeteneğinin bozulması

7. Davranış veya karakter değişiklikleri

8. Kişilik değişiklikleri

9. Pratik düşünmeyle ilgili problemler

10. İnisiyatif kaybı

AH’ta hangi davranış sorunları görülür?

Hafıza kaybının gizlenmeye çalışılması, amaçsız gezinmeler, eşya kaybetme ya da saklamalar, uygunsuz cinsel davranışlar, soruları tekrarlama, takip etmeler ya da edildiğine dair yersiz şüpheler, uyku ve beslenme problemleri.

AH’da tanı ve ayırıcı tanıya nasıl gidilir?

İlk adım, hasta ve yakınlarıyla detaylı bir görüşme yapılarak, hastalık öyküsünün alınması, detaylı bir fizik ve nörolojik muayene yapılmasıdır. Muayene sırasında kısa süreli hafızayı ölçen standart testler yapılır. AH ile karışan diğer tıbbi durumları ayırd edebilmek için biyokimyasal testler, hormon testleri, karaciğer fonksiyonları incelenir, B12 vitamin düzeyi bakılır. AH, depresif duygu durumu ile çok sık karıştırıldığından gereğinde psikometrik testler yapılmalıdır. AH tanısını desteklemek için Bilgsayarlı Tomografi ve Manyetik Rezonans Görüntüleme gibi yöntemlerle bazı özgün bulguları aranır.

AH tedavi edilebilir mi?

AH’da klinik tabloyu oluşturan nedenler hala aydınlatılabilmiş değilse de, bir şekilde beyinde hücreler arası ilişkiyi sağlayan “Asetilkolin” adlı maddenin azaldığı kesin olarak biliniyor. AH tedavisinde eksik olan bu maddeyi yerine koyan ilaçlar kullanılıyor. Bu ilaçlar ülkemizde de bulunuyor. Bu ilaçlarla yapılan uzun süreli çalışmalarda hastalığın ilerlemesinin durdurulduğu, toplumsal uyumu bozan davranış problemlerinin de önemli ölçüde gerilediği gösterilmiş.Yerine koyma tedavisinin, yanısıra, hastalara koruyucu tedavi olarak beynin oksijen kullanımını arttırıcı ilaçlar, nonstereoid antienflamatuar grubu ilaçlar, A, E ve C vitaminleri de öneriliyor

AH nereye kadar tedavi edilebilir?

AH ile ilgili çalışmaların sonunda hastalığı tam olarak geriye döndürmek mümkün olmadı. Ancak ilerleme hızının durdurmak mümkün. Bu tedavilerin, özellikle hasta yakınları için de büyük bir problem yaratan davranış problemlerini de düzelttiği ve günlük yaşam aktivitelerini düzelttiği göz önüne alınırsa şu anda AH’ tedavisinde ilerleme kaydedildiği gözleniyor.  AH’da temel nokta hastalığı sinsi başladığı dönemde tanıyıp, etkin tedaviye bir an önce başlamak. Böylece hasta ve yakınlarına daha mutlu bir yaşam sunmanın yanısıra ülke ve aile ekonominisine binen yük de azalacaktır.

Ağız, Çene ve Yüz Deformiteleri

Ağız, Çene ve Yüz Cerrahisi ile doğuştan ya da sonradan oluşan bozukluklar başarıyla düzeltilebiliyor. Hem cerrahi tekniklerin hem de kullanılan cihazların gelişmesi ameliyatların güvenilirliğini de artırıyor.

Ağız-Çene ve Yüz Cerrahisi ya da uluslararası adı ile “Oral ve Maksillofasiyal Cerrahi” dişhekimliğinin son yıllarda en çok gelişme gösteren branşlarından biri olarak kabul ediliyor. Çene-yüz deformiteleri; çene eklemi ve yüz ağrıları; diş implantları; kaza ve tümörlere bağlı çene kayıplarının düzeltilmesi; çene kırıkları ve yaralanmaları; gömük dişler; spor güvenliği ve ağız kanserleri, çene cerrahisinin alanına giren konular arasında yer alıyor.

Çene ve yüzde oluşan şekil bozukluklarının doğuştan olabildiği gibi kazalara ya da hastalıklara bağlı olarak sonradan da ortaya çıkabildiğini belirtiliyor. Alt çene ile üst çenenin birbirine ve yüze göre uyumsuzluğunun hastalarda hem estetik hem de fonksiyonel rahatsızlıklara yol açtığına işaret ediliyor. Alt veya üst çenenin birbirine göre kısa ya da uzun olması, yüzün normalden çok uzun olması ya da kısa olması sık gördüğümüz problemler arasındadır. Ayrıca ön dişlerin kapanamamasına yol açan çene bozukluğu, alt çenenin çok belirsiz olduğu durumlar, üst çenenin çok sarkık olmasına bağlı olarak diş etlerinin gülerken çok fazla görünmesi, sadece çene ucunu ilgilendiren şekil bozuklukları da cerrahi tekniklerle düzeltilebiliyor.

Bu tip problemleri olan insanlar çiğneme ve konuşmada da sorunlar yaşıyorlar. Günümüzde gelişen teknoloji ile bu bozuklukların düzeltilmesinin kolay hale gelmektedir. Hem cerrahi tekniklerin hem de kullanılan cihazların son yıllardaki gelişimi bu ameliyatların başarısını ve güvenilirliğini artırmıştır.

En önemli gelişme, distraksiyon osteogenezisi denilen ve ortopedide sıklıkla bacak uzatmada kullanılan kemik uzatma tekniğinin çene cerrahisinde kullanılması. Bu yöntemle çocuklardaki doğumsal çene kısalıkları ve yüzün yetersiz gelişimi düzeltilebildiği gibi, tümör ve kaza sonucu büyük kemik kayıpları tedavi edilebiliyor. Yöntemin en önemli avantajları, kolay ve güvenli uygulanması ve vücudun başka bir yerinden kemik alınmasının gerekmemesi. Bu yöntemle ayrıca deri ve kaslarda kemikle birlikte uzayarak şekillenebilmekte. Kemik uzatma yöntemi ile büyük deformiteler düzeltilebildiği gibi, diş implantlarının uygulanmasına izin vermeyen çene kemiği erimeleri de tedavi edilebilmektedir. Zamanla azalan kemik miktarı diş protezlerinin uygulamasını güçleştirmektedir. Çene cerrahisi uygulamaları hem bu tip problemleri ortadan kaldıracak teknikler içermekte hem de implant uygulamaları ile dişsizlik problemini ortadan kaldırmaktadır.

İmplantlar

İmplantlar, diş hekimliğinin en güncel konularından birini oluşturuyor. Eksik dişlerin tamamlanması için titanyum yapay diş köklerinden oluşan implantlar küçük bir cerrahi girişimle çene kemiğine yerleştiriliyor.

Ortalama 3-6 ay sonra implantın etrafını yoğun ve sağlam bir kemik sararak sıkı bir şekilde çene kemiği içinde oturmasını sağlar. İmplantlara kron, köprü ve hareketli diş protezleri uygulanarak klasik tedavide karşılaşılan birçok problem ortadan kaldırılır. Örneğin tek diş eksikliğini gidermek için boşluğun her iki yanındaki sağlam dişlerin kesilmesi ile yapılan klasik köprü yöntemi yerine, bu boşluğun implantla doldurulmasıyla estetik ve sağlıklı sonuçlar ortaya çıkar.

Çene eklemi rahatsızlıkları

Çene eklemi nasıldır? Diğer eklemlere benzer mi?

Çene eklemi kafatası ile alt çene kemiğinin birlestiği yerde, kulağın hemen önünde yer alan küçük bir eklemdir. Alt çenenin hareket ve işlevlerini yapmasına izin verir. Diğer eklemlere yapı olarak benzese de çalışma biçimi olarak farklıdır ve vücutta kombine çalışarak aynı işi yapan iki eklemin olduğu başka bir bölge yoktur.

Kulağınızın etrafında bir ağrı var, ağzınızı da yeterince açamıyorsunuz..?

Çene eklemi rahatsızlıklarının değişik belirtileri vardır. Hastalar genellikle, kulak ağrısı, baş ağrısı ve ağızlarını yeterince açamadıklarından şikayetçidirler Bunun yanında ağız açıp kapama sırasında çıkan seslerden ve ağrıdan da şikayetçi olabilirler. Burada belirlenmesi gereken rahatsızlıgın nedenidir..

Çene eklemi rahatsızlıklarının nedenleri nelerdir?

Artrit çene eklemi rahatsızlığı sebeplerinden biridir. Bir yaralanmaya ya da gece diş sıkmaya bağlı olabilir. Diğer sık rastlanan bir sebep de eklem diskinin yer değiştirmesidir. Böyle bir disk, klik sesi gibi seslerin ortaya çıkmasına, çene hareketlerinin kısıtlanmasına ve ağız açma ve kapama sırasında ağrı olmasina neden olabilir. Bir travmaya ya da romatoid artrite bağlı olarak ortaya çıkabilen eklem parçalarının birbirine kaynamasi durumu ise çene hareketini kısmen veya tamamen kısıtlıyabilir.

Her zaman problem, eklemin kendisinde midir?

Stresin çene kaslarında ağrı oluşturması çene eklemi problemlerine benzer. Gece diş gıcırdatma ya da sıkma, kaslarda ağrılı spazmlara ve çene hareketlerinde zorluklara yol açar. Hastalarda kas ve eklem problemleri birlikte de görülebilir. Bu nedenlerle çene eklemi hastalıklarının teşhisi karmaşıktır ve farklı işlemler gerektirir. Tedaviyi yönlendirmesi açısından eklem problemlerinin nedeninin belirlenmesi son derece önemlidir.

Tedavisi mümkün mü?

Kronik bir rahatsızlık olması ve birden fazla sistemi ilgilendirmesi nedeni ile problemin tamamen ortadan kalkması zaman alabilir. Genellikle bir ekip çalışması gerektirir. Fizik tedavi metodları, ağıza takılan özel dişlikler, eklem içi enjeksiyon teknikleri ve gerekirse cerrahi girişimler hekim tarafından yapılan işlemlerdir ve günümüzde modern uygulamalarla çok iyi sonuçlar alınabilmektedir. Ancak bu rahatsızlığın tedavisinde hastanın kendisine de oldukça önemli işler düşmektedir.

Açık Kalp Ameliyatında hızlandırılmış iyileşim

Hastalar artık 5 günde taburcu ediliyor.

Kalp cerrahisinde zirve: Hızlandırılmış iyileşme

Açık kalp ameliyatlarında hastanede kalış süresini 5 güne düşüren fast track recovery uygulamalarıyla Acıbadem Hastanesi’nin ameliyat sonuçları Amerika’nın en ünlü merkezleriyle yarışmaya başladı.

Hasta haklarını koruyan, hastane hizmetlerinde kaliteyi yükselten ve maliyetleri düşüren hızlandırılmış iyileştirme “fast track recovery” uygulamalarıyla kalp cerrahisinde yeni bir dönem başladı.

Acıbadem Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Merkezi’nde hızlandırılmış iyileştirme uygulamalarıyla açık kalp ameliyatı yapılan hastalar artık 5 günde taburcu ediliyor. Kalp ameliyatı yapılan standart hastanelerde bu süre 12 günü buluyor.

Açık kalp ameliyatlarında hastanede kalış süresini yarı yarıya düşüren bu yöntemle Acıbadem Hastanesi’nin ameliyat sonuçları dünyanın en ünlü merkezleriyle yarışmaya başladı. Kalp Damar Cerrahisi Merkezi Sorumlusu Doç. Dr. Cem Alhan, “Biz hastayı 5 günde taburcu ediyoruz. Çünkü hasta kendisini çok iyi hissediyor ve çıkmak istiyor. Biz hastalarımızın yüzde 90’ını 5 gün içinde taburcu ettik” diye konuşuyor.

Sonuçlar ABD ile yarışıyor Dünyanın en prestijli örgütlerinden birisi olan Toraks (Göğüs ve Kalp) Cerrahlar Derneği’nin internetten yayınladığı oranlarla Acıbadem Hastanesi’nde yaptıkları ameliyatların sonuçlarını değerlendiren Doç. Dr. Cem Alhan, “Benim de üye olduğum bu derneğin sonuçlarına göre ABD’de son 2 yılın kalp ameliyatlarında ölüm oranı yüzde 2.99. Bizim merkezimizde ise bu yüzde 1.1. Ekip olarak sağlık hizmetlerinde toplam kaliteye yürekten inanıyoruz. Sonuçta çabalarımız direkt hastanın sağlığına yansıyor” diyor.

Maliyet çok yüksek Kalp cerrahisi tıpta maliyeti en yüksek alanların başında geliyor. Ameliyatından ardından hastaların yoğun bakımda tutulması, bakım için çok nitelikli elemanların gerekmesi bu maliyeti tırmandırıyor. Türkiye’de yılda 60 bin kişiye kalp ameliyatı yapılması gerekirken varolan merkezlerle ancak 20 bin ameliyat yapılabildiğini vurgulayan Doç. Dr. Cem Alhan, şöyle konuşuyor:
”Yeni merkezler kurulması çok pahalı. Bu nedenle gelişmiş ülkelerde de varolan merkezlerden Ônasıl daha rantabl yararlanırız?’ sorusunun yanıtları aranıyor. Maliyetlerin düşürülmesine ve hastaların daha çabuk taburcu edilmesi için  çalışılıyor. Biz Acıbadem Hastanesi’nde bu merkez kurulduğundan bu yana hızlandırılmış iyileştirme yöntemini uyguluyoruz.”

Ekip çalışması çok önemli Acıbadem Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Merkezi’nde tam bir ekip çalışması uygulanıyor. Kalp damar cerrahisi uzmanı Doç. Dr. Cem Alhan, Op. Dr. Hasan Karabulut, anestezi uzmanı Dr. Fevzi Toraman’dan oluşan ekip tam bir uyum içinde çalışıyor. Hastaların 5 gün içinde hızlandırılarak taburcu edilmesi çok dikkatli anestezi uygulanması, ameliyatın kısa sürede bitirilmesi, hastanın yoğun bakımda kısa süreli ve bire bir hatta bire iki hemşire bakımında tutulmasıyla sağlanıyor. Normalde 5 saat süren açık kalp ameliyatları Acıbadem Hastanesi’nde 2.5 saatte tamamlanıyor.

Doç. Dr. Cem Alhan ve Op. Dr. Hasan Karabulut, ameliyatta sürenin yanısıra deneyimin de çok önemli olduğunu hatırlarak ekliyorlar:
”Ameliyatı çok hızlı ve çok iyi yapmak zorundasınız. Çıkabilecek problemlerde hızlı karar vermek durumundasınız. Yani hız deneyimden kaynaklanmalı ve kaliteyi içermeli.”

Yoğun bakım stresi Acıbadem Hastanesi’nde kalp ameliyatı olan hastalar yoğun bakımda 22 saat kalıyor. Bu süre standart merkezlerde 48 saati buluyor. Yoğun bakımda gece gündüz farkının olmadığını ve hastaların ağır bir stres yaşadıklarını vurgulayan Dr. Fevzi Toraman, şunları söylüyor:
”Yoğun bakımda kalış süresi ne kadar uzarsa hastanın da psikolojisi o kadar bozulur. Bizim hedefimiz hastayı normal yaşamına mümkün olduğu kadar çabuk kazandırmak. Ameliyat öncesinde hastalara suni solunum için boğazlarına tüp takılacağını söylüyoruz. Ama yoğun bakımda hasta daha uyanmadan bu tüpü çıkarıyoruz. Hastaya iki hemşire bakımı sağlıyoruz. Hastanın ameliyattan ağrısız uyanması da bir hasta hakkıdır. Biz ameliyattan sonra hastaya morfin türevi, solunumunu baskılamayan ağrı kesiciler veriyoruz.”

Bunları biliyor musunuz?
* Dünyada 1960 yılında başlayan açık kalp ameliyatları Türkiye’de yaygın olarak Siyami Ersek tarafından 1963 yılında başlatıldı.
* Türkiye’de ilk kap nakli 1968 yılında Siyami Ersek tarafından yapıldı.
* Kalp cerrahisindeki geliştirilen yeni teknikler henüz klasik cerrahinin yerini alamadı.
* Bütün dünyada yapılan açık kalp ameliyatlarının yüzde 5-10’u ancak “minimal invaziv” ya da halk arasında pencere ameliyatları adı verilen teknikle yapılıyor.
* Kalp ameliyatlarında kadın hastalar açısından risk daha büyük. Kadınlarda kilo ve yüksek tansiyon sorunu daha çok görüldüğü için riskin arttığı belirtiliyor.
* ABD’de maliyeti 30 bin dolar olan kalp ameliyatları Türkiye’de 10 bin dolara yapılıyor.

Robotlar kalp ameliyatı yapıyor
4-7 Eylül 1999 tarihlerinde Gloskow’da Avrupa Kalp ve Göğüs Cerrahisi Kongresİ’nde robotlarla ameliyat edilen 9 hastalık bir seri sunuldu. Normalde 2 saat süren bir kalp ameliyatı robot cerrarhlarla ancak 10 saatte bitirilebiliyor. Robotu yine bir kalp cerrahı yönlendiriyor. Doç. Dr. Cem Alhan safra kesesi gibi organlarda robotlar aracılığıyla başarılı ameliyatların yapıldığını ama kalbin daha dinamik bir organ olduğunu bu yüzden ameliyatlarda aynı başarının yakalanamadığını vurguluyor.

Biyonik kalp
Kalp ameliyatlarının geleceğini teknolojideki yenilikler belirliyor. Suni kalp de bunlardan birisi. Bridge to recovery ve Bridge to transplantion adı verilen uygulamalarla kalp nakli bekleyen hastaların yaşam süreleri uzatılıyor. Bu cihazlar dışardan şarz ediliyor ve hasta bu cihazlara bağlı olarak 1 yıl daha yaşayabiliyor. Doç. Dr. Cem Alhan, bu cihazların viral nedenlerle kalbin iltihaplandığı durumlarda Òviral miyokardit’lerde kullanıldığını vurguluyor ve ÒBu hastalar genellikle genç hastalardır. Ancak bu suni kalplerle hastanın kalbini bir süre dinlenmeye alınıyor. Suni kalp çalışırken hastanın kalbi kendisini toparlıyor. Kalpteki iltihap iyileştiğinde suni kalp devre dışı bırakılıyor.

Laboratuvarda kalp yetiştirilecek mi?
Kalp nakillerinde günümüzdeki en önemli sorun takılan organın vücut tarafından reddedilmesi. İnsanın kendi dokusundan kalp üretilmesi bilim çevrelerinde tartışılıyor. Genetik bilimindeki gelişmelerle by-pass ameliyatlarının ortadan kalkacağı, kalp cerrahisinin ise acil olaylarda kullanılacağı ileri sürülüyor.

 
Tanır Medya